Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, 10. Yurt Dışı Din Hizmetleri Konferansı’nın açılışında konuştu Açıklaması

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Görüyoruz, bütün dünyanın gözü önünde Filistin’de, Gazze’de yapılanları. Dolayısıyla yeryüzü yeni bir ahlaka, hukuka ve medeniyete muhtaçtır. Bugün zulüm ve kötülükle kirletilen küresel maşeri vicdanın tedavi edilmeye ihtiyacı vardır. Hiç şüphesiz İslam’ın evrensel hakikatleri bu noktada insanlık için en büyük imkandır.” ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Başkanlığın Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce “Türkiye Yüzyılında Yurt Dışı Din Hizmetlerinin Geleceği” başlığıyla düzenlenen 10. Yurt Dışı Din Hizmetleri Konferansı Konya’da başladı.

Konferansın açılışında konuşan Erbaş, Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde şehit olan askerlere Allah’tan rahmet diledi.

Erbaş, 3 gün sürecek toplantıda, yurt dışı din hizmetlerinin gözden geçirileceğini ve çağın getirdiği imkanlar çerçevesinde ve olumsuzluklar karşısında yeni hizmet alanları ve strateji belirlenmesi hususunda kapsamlı bir istişarede bulunulacağını kaydetti.

Bugün dünyanın, sosyal, kültür, siyasi ve iktisadi açılardan devasa krizlerin kuşatması altında, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığına işaret eden Erbaş, şu açıklamalarda bulundu:

“Uzun zamandan beri insan hayatının, onurunun, hukukunun hiçe sayıldığı, güçlünün zayıf olanı ezdiği bir gündemin içerisindeyiz. Önemle ifade etmeliyim ki bu çağın en büyük talihsizliği zulme, haksızlığa, katliamlara ve soykırımlara zemin hazırlayan küresel bir sömürü sisteminin her alanda hayatı kuşatmış olması ve bütün dünyanın gözü önünde yapılıyor olmasıdır. İşte görüyoruz, bütün dünyanın gözü önünde Filistin’de, Gazze’de yapılanları. Dolayısıyla yeryüzü yeni bir ahlaka, hukuka ve medeniyete muhtaçtır. Bugün zulüm ve kötülükle kirletilen küresel maşeri vicdanın tedavi edilmeye ihtiyacı vardır. Hiç şüphesiz İslam’ın evrensel hakikatleri bu noktada insanlık için en büyük imkandır. İslam, dünyanın her yerinde herkes için aynı evrensel değerleri savunan ve yaşatmaya çalışan bir barış ve esenlik dinidir.”

İslam coğrafyalarının din, dil, ırk ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün farklılıklarıyla bir arada yaşamanın en güzel örneklerine sahne olduğunu ifade eden Erbaş, dünyanın uzun süredir hasret kaldığı tabloyu yeniden inşa etmek, yeryüzünü daha adil ve güvenli bir yer haline getirmenin hala mümkün olabileceğini belirtti.

Müslümanların, inanç ve medeniyet değerlerini idrak ederek, azim ve umutla aydınlık bir istikbal inşası için her yerde çalışması gerektiğini bildiren Erbaş, şunları kaydetti:

“Ezilmişlik duygusundan sıyrılarak cesaret ve öz güveniyle imkanlarımızı seferber etmemiz lazım. Anlamsız tartışmaları terk ederek, vahdet bilinciyle güçlü politikalar üretmemiz lazım. Bu noktada bizler de öncelikle bulunduğumuz her yerde kardeşlerimizin inanç ve duygu dünyasını Kur’an ve sünnete dayalı sahih dini bilgiyle beslemeliyiz. İnsanları, gençleri, onların gönül dünyalarını eğitmeye, hakkıyla rehberlik etmeye gayret edeceğiz.”

“Camilere ve mescitlere yapılan saldırılar Müslümanların özgürlük alanlarını tehdit etmekte”

Erbaş, başta Batı dünyası olmak üzere pek çok ülkede, özellikle hak ve özgürlükler bakımından durumun hiç iç açıcı olmadığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Son zamanlarda Müslümanlara yönelik iyice artış gösteren ve endişe verici boyutlara ulaşan ötekileştirme, dışlama, yabancı düşmanlığı, camilere ve mescitlere yapılan saldırılar Müslümanların hareket ve özgürlük alanlarını tehdit etmekte, en temel insani haklarını sınırlandırarak sosyal ve kültürel kurumlarını işlevsiz hale getirmektedir. İslamofobik hareketler demiyoruz artık, anti İslam diyoruz, İslam karşıtlığı, İslam düşmanlığı.

Söz konusu alanlardaki ihmal ve saldırılar bu ülkelerde yaşayan Müslümanların zaman zaman geleceğe dair ümitlerini de olumsuz olarak etkilemektedir. Burada dikkat kesilmemiz gereken başlıca husus şudur; daha müreffeh bir hayat, daha iyi bir gelecek, eşit haklar, adalet gibi hususlar dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tüm insanları ilgilendiren temel konulardır. İhlal edilen her hak, ihmal edilen her mesele, göz ardı edilip ötelenen her sorun nihayetinde herkesi etkileyecektir.”

Diyanet İşleri Başkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti’nin birçok kurumu gibi köklü bir geleneğin temsilcisi ve devamı niteliğinde olduğunu dile getiren Erbaş, “Bu köklü gelenek İslam’ı asli kaynaklarına uygun olarak anlayan, aklı, tecrübeyi, geleneği ve gelişimi göz önünde bulunduran bir yaklaşımı da ifade etmektedir. Bu sebeple Diyanet İşleri Başkanlığımız Türkiye Yüzyılı’na, temsil ettiği değerleri tüm dünyaya şamil kılma hedefiyle adım atmaktadır.” görüşünü aktardı.

Erbaş, 40 dilde Kur’an-ı Kerim’in tercümesini dünyanın en ücra köşelerine gönderdiklerini vurgulayarak, bu şekilde hem yeni nesil millet varlığını hem de yerel toplumu dikkate alan önemli faaliyetleri yapmaya gayret ettiklerini bildirdi.

İlahiyat fakültelerinden 500’e yakın kişiyi din hizmetlerinde ve yurt dışında görevlendirdiklerini kaydeden Erbaş, Başkanlığın soydaş ve akraba topluluklara yönelik din hizmeti faaliyetlerinin Afrika’dan Güney Amerika’ya ve Asya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını belirtti.

“Cahiliye dönemlerinde fıtratı ve aileyi tehdit eden çeşitli sapkın anlayışlar hep olagelmiştir”

Dünyanın inanç, değer, algı ve kültür bakımından hızlı ve kapsamlı bir küreselleşme sürecinden geçtiğine dikkati çeken Erbaş, şunları aktardı:

“Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir anlayışın zaman ve mekan sınırı olmaksızın diğer yerlerini de hızlıca etkisi altına aldığına şahit oluyoruz. Bu süreçte insanın biyolojik ve ruhsal gerçekliğini hiçe sayan egemen kültürlerin yıkıcı etkisi, her türlü sosyal yapıda olduğu gibi aile kurumunda da ciddi örselenmelere sebep olmaktadır. İnsanlığın en köklü sosyal kurumu olan aile, geçmişte olduğu gibi gelecekte de toplumsal hayatın odağındaki konumunu elbette koruyacaktır.

Bunun yanı sıra ailevi değerleri örseleyen, aile kurumunu sarsan ve insanların aile kurma isteklerini hedef alan birtakım sapkın ideoloji, düşünce ve yaklaşımların varlığı da aşikardır. Biliyoruz ki tarihin bütün cahiliye dönemlerinde fıtratı ve aileyi tehdit eden çeşitli sapkın anlayışlar, yaklaşımlar ve uygulamalar hep olagelmiştir. Fakat iletişim ve etkileşim imkanlarının baş döndürücü boyutlara ulaştığı günümüzde, bu tür yaklaşımların yıkıcı etkisi tüm zamanlardan daha büyük ve kapsamlı olmaktadır.”

Erbaş, gençlerin, duygu ve düşüncelerinin cinsiyet ekseninde suistimal edilmesinin, aile kurumunun geleceği hususunda üzerinde mutlaka durulması gereken büyük bir sorun ve insanlık için bir beka meselesi olduğuna işaret ederek, “Hiç şüphesiz insanlık için huzurlu ve güvenli bir geleceğin yolu bütün unsur ve değerleriyle aile kurumunun sağlam bir temel üzerine inşa ve ihyasından geçmektedir.” ifadesini kullandı.

Konferansa, Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Diyanet İşleri Başkan Yardımcıları Doç. Dr. Selim Argun, Prof. Dr. Huriye Martı, Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı ile Kadir Dinç de katıldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir